22 Haziran 2008
Emirler kısmı, 95.çeşit
1640 nolu Hadis:Hz. Peygamber çıngırakların(zil) sökülmesini emretmişti.’’Bu Hadis, Buhari’de ve Müslim’de yer almamıştır.
1641 nolu Hadis: Hz. Aişe diyor ki, Hz. Peygamber Bedir günü develerin boyunlarından çıngırakların sökülmesini emretti.’’Bu Hadis, Buhari’de ve Müslim’de yer almamıştır.
1642 nolu Hadis:‘’Yanlarında çıngırak ve köpek bulunduran guruba melekler eşlik etmez.’’Bu Hadis Müslim’de 2113 no ile vardır.
1643 nolu Hadis:‘’Ceres(çıngırak, zil) şeytanın zurnasıdır.’’Bu Hadis Müslim’de 2114 no ile vardır.
1644 nolu Hadis: Ka’b b. Malik’den: hiçbir gazada Allah Resulünden ayrılmadım. Ta ki Tebuk gazasına kadar. Bir de Bedir hariç, zaten Hz. Peygamber Bedir’e katılmayanlara bir şey demedi. Hz. Peygamber baştan kervanın önünü kesmek için çıkmıştı, Kureyş de Mekke’den kervana yardıma koşunca böyle bir buluşma oldu Bedirde. Tıpkı ayette C.Hak söylediği gibi. Kuşkusuz Hz. Peygamberin tanık olduğu en büyük gaza Bedir gazasıdır. Akabe gecesi Hz. Peygambere beyat etmiş olmaktansa Bedire katılmış olmayı isterdim. İşte o günden sonra hiçbir gazadan geri kalmadım, ta ki Tebuk gazası oldu, o da Hz. Peygamberin katıldığı en son gazadır. Hz. Peygamber ezan okuttu, yolculuk için. Gaza için hazırlanmamızı istedi. Bu olayın olduğu vakit, gölgelerin en güzel olduğu vakitti, mahsullerin olgunlaştığı mevsimdi. Hz. Peygamber ne zaman bir gazaya çıkacak olsa, hep başka bir yön gösterirdi. Ve derdi ki, harp hiledir(şaşırtmadır, taktiktir). Ancak Hz. Peygamber Tebuk gazvesi için iyi hazırlanmalarını istedi. Ben hayatım boyunca hiçbir zaman elim bu kadar geniş değildi. İki devem vardı. Ben oyalanırken, bir hazırlığa girişmemişken Hz. Peygamber bir Perşembe günü yola çıktı. Severdi perşembeleri yola çıkmayı, sabah erkenden çıktı. Ben de dedim ki, yarından tezi yok pazara çıkıp lazım şeyleri alıyorum ve Hz. Peygambere yetişiyorum. Ertesi gün çarşıya gittim, bir şey yapamadan geri döndüm, inşallah yarın giderim dedim. Bazı işlerimden ötürü yine zorluk çıktı, yine bir şey yapamadım ve ben böylece Hz. Peygamber sefere çıktığı halde geri kalanlardan oldum. Artık benim ümidim kesilince sokaklarda dolaşırdım, şehrin etrafında dolaşırdım, çarşılarda gezerdim, beni üzen şey, sokaklarda gezerken etrafta dolaşan insanların münafıklıkla tanınan kimseler olmasıydı. Geri kalanlara baktığımda bunlara bir şey olmaz diyordum. Zaten insanları toplayan bir sayım yoktu. Hz. Peygamberden geri kalanların toplamı 80 küsur adamdı. Hz. Peygamber Tebuk’a varıncaya kadar beni anmamış. Tebuk’a varınca sormuş, Ka’b nerde, ne yaptı, diye. Benim kavmimden bir adam, dedi ki, Ya Rasüllellah! O bürde(geniş omuzlu bir zengin elbisesi) giyiyor ya, o onu geri bırakmıştır, onun yakalarına bakmaktan. Fakat Muaz b. Cebel, hiç ağzına yakıştı mı bu söz, dedi. Hz. Peygambere dedi ki, biz Ka’b hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz. Onlar Tebuk’ta iken bir adam serabı yararak(ufuğu yararak) geliyor. Hz. Peygamber ufka bakmış ve ‘sen gelen Ebu Hayseme ol! Yaklaşınca bir de baktık ki, Ebu Hayseme geldi. Hz. Peygamber Tebuk gazvesini tamamlayınca, döndü ve Medine’ye yaklaştı. Başladım düşünmeye ben Hz. Peygamberin kızgınlığından nasıl kurtulacağım diye düşünmeye başladım. Ev halkımdan herkese sormaya başladım, ta ki bir münadi seslendi: Hz. Peygamber yarın sabah şehre girecek. Bunu duyunca benden batıl çekip gitti. Bildim ki, doğruluktan başka hiçbir şekilde kurtulamam. Hz. Peygamber kuşluk vaktinde Medine’ye girdi, ordunun komutanı olarak. Mescitte iki rekat namaz kıldı. Hz. Peygamber bir seferden döndüğü zaman böyle yapardı. Mescitte namazdan sonra, gazveden geri kalanlar huzuruna çıktılar, yeminlerle mazeretlerini sundular. Hz. Peygamberde onlar için Allahtan mağfiret diledi. Onların görünürde sundukları mazeretleri kabul etti, içlerinde gizlediklerini Allaha havale ediyordu. Ben de mescide girdim, O oturuyordu, beni görünce sert bir gülüşle güldü. Yanına vardım, önünde oturdum, Hz. Peygamber dedi ki, hani sırt(destek) vereceğine söz vermiştin dedi. Dedim ki, evet Ya Allahın Elçisi. Dedi ki, o zaman seni benden ne geri koydu? Dedim ki, Vallahi, senden başka bir kimsenin önünde oturuyor olsaydım, muhakkak onun sahatından kurtulacak bir özür bulurdum. Ben de cedel var, ancak ben sana bugün bir söz söylesem, bana kızacağın ayıplayacağın bir şey söylediğimde, o doğru ise sen kızabilirsin ama o hak olduğu için Allahtan mağfiret ümidim olur. Diğer türlü yapsam, bir söz söyleyip seni razı etsem, değil mi ki o yalan olacak, Vallahi Ya Rasüllellah, sana biat ettiğim günden bugüne kadar bu geri kaldığım Tebuk seferindeki kadar elim geniş, elimi güçlü hissetmedim….’’ |